<<<< geri

Küçük Prens  (Antoin de Saint Exupery)
Ergenlerde  Sevi   Özsevi

Doç. Dr. Celal Odağ

Kernberg ergenlerde “narsisitik nevroz” tanısı koymanın zor olmayacağı görüşündedir. Kanısınca  ergenin  kendilik yapılanması ile nesne ilişkilerine dikkat edilmesi tanı koymada kolaylıklar sağlamaktadır. Eşi Paulina Kernberg ise   daha ileri gider, çocuklarda  “narsisistik kişilik bozuklukları”ndan söz eder. Eşlerin   bu görüşlerini irdelemek gerekiyor.     

Kernberg’in  kendilik ve nesne ilişkilerine dikkat edilerek tanı konabileceği  görüşü sınırlı sayıda ergende  geçerlidir. Varsayımında  “dürtü kabarması”    “hızlı değişim” gibi önemli ergen  süreçlerinin yer bulmaması üzüntü vericidir. Oysa tüm dürtüleri kapsayan şiddetlenme evrenin göz ardı edilemeyecek özellikleri arasındadır. Şiddetlenme özsevisel “narsisistik”  gereksinimlerde de kendisini belli etmekte ve  yeniyetmeye “benmerkezci”, “bencil”, “şişinmiş”, “alıngan”, “ çabuk incinen”  başkalarını “kolay yücelten”, “kolay değersizlendiren”  bir görünüm vermektedir. Belirtilere çıkarcılık  ve  sömürünün katılmasıyla  “narsisistik nevroz”u andıran bir tablo sergilenir. Bu narsisistik tabloyu evreye özgü olağan ergen kabarmasından ayırmak güçtür.

Öte yandan ergenlerde sevgi de narsisitik gereksinimlerle birlikte şiddetlenmektedir.  Evre şiddetlenmiş narsisistik gereksinimler kadar artmış sevginin de etkisindedir.  Bu nedenle yeniyetmelerde  narsisistik nevrozluların aksine başkaları için bir parçacık yer, bir  parçacık sıcaklık kalır.  Yaratıcılığı, hatta başkaları için anlayışı tümüyle yitmez. Ne duygu dağarcığı,  ne  esprisi, ne de eşduyumu   narsisistik nevrozdaki gibi yok denecek  boyutlar kazanır .  Bu özelliklere gelişim süreçlerindeki  “hızlı değişim”in eşlik ettiği bilinmektedir.  “Hızlı değişim”  ergendeki  narsisistik tablonun zaman içinde sönmesi  sonuçlarını verebiliyor. Bu yönüyle “hızlı değişim”,   ergen kabarmasını kendini beğenmişlerin kalıplaşmış büyüklenmesinden ayıran,  başka  bir farklılığıdır.  Bu farklılığı Exupery “Küçük Prens” öyküsünde başarı ile anlatmaktadır.

P.Kernberg   çocuklarda narsisistik nevroz tanısını koyarken  aile psikopatolojisinin etkisini  yeterince belirtmemekte,  çocukların narsisistik  ilişkilerinde aile dinamiğinin yankılandığı, bu sürecin ayrışmamış çocuklarda daha şiddetle belirginleştiği  gerçeğine uzak durmaktadır. Çocukların narsisistik özellikler göstermesi ailedeki narsisistik sorunların dışavurumudur aslında. Aile psikopatolojisinin ebeveynlerden çok çocuklarda daha kolay semptoma dönüştüğünü bilmekteyiz.

Bu nedenler ergende “narsisistik nevroz” (O. Kernberg), çocuklarda “narsisistik kişilik yapılanması” (P.Kernberg) tanısını   koymayı zorlaştırmaktadır. Onların ruhsal sağaltımını yürütmeyi de.

Ben Leyla Zileli’nin bu zor sağaltımdaki başarısını yeğenimden biliyorum. Leyla Zileli’den  gençlere yönelik sevginin  sağaltımda önemli bir rol oynadığını da biliyorum.  Bilmekteyim ki Leyla hanım tarafından sevilmek gençleri de olumlu etkiliyor, onlara yaşam kıvancı veriyordu. Umut veriyordu.

Bu yaklaşım  Ferenczy’nin “ sağaltımda en belirleyici etmenin sevgi olduğu görüşünü”  doğrular bir yanıyla. Ama bu yaklaşımında ben, Leyla Hanımın bizlere  “--bırakın Siz şu kuramsal varsayımlara saplanmayı da,   sağalttığınız kişi ile doyurucu bir iletişim sağlamaya çalışın”  diyen güçlü sesini de işitirim.